19 Şubat 2014 Çarşamba

Siyah Beyaz Kareler

Dünyanın neresine gidersem gideyim, ben benden kaçamayacağımı anladığımda artık rahat bir nefes alabilir ve kabullene bilirdim. Belki benim o çok özenerek beklediğim "hayatım" tam da o gün başlayacaktı. Belki "ben"den kaçmayı bırakıp, onunla yaşamayı öğrenseydim, şimdi çok normal bir öğlen yemeği yemiş, şikayetlenerek günlük işlerime dönmüş, ya da ne bileyim, normal insanların akşamları toplanarak, beraber sıkıldıkları her hangi bir etkinliğe katıla bilirdim.
Bu cümlelerden sonra adamın canı bir "ama" yazmak istiyor, "ama yapmadım", "ama etmedim" tarzı bir şey...Akşamları düğüne gitmesem de, yemeğe gittim. Bir ofiste çalışmasam da, evde tam mesayimi yaptım. Tüm bunları bilinçli, üstelik isteyerek yaptım. Şimdi insanın canı bir "o zaman neden hikaye anlatıyormuş gibi konuya girdin" sormak istiyor. Doğal olarak ben de yanıtlamıyorum, çünki soru-yanıt dünyasının tıkırdayan matematiğinden sıkıldım. Benim bazı yanıtlarım var daha sorulmamış sorulara. Benim bir sürü sorularım var, cevaplarını duymak, bilmek istemediğim.
Uzun bir konuşma mevsiminden sonra, yazma ve susma mevsimi başladı. Yazmak ve susmak...Düşünmek ve anlamak...Büyük bir kelime kaosu içinde, söz sağnağına tutulmuş gibiyim, sırılsıklamım. Bir oda bulmam, dinlenmem, kurumam, ısınmam lazım. Tüm bunları nasıl anlatacaktım? Bana nasıl anlatacaktım. Sürekli "ne hissediyorsun" soracaklardı, ne hissedecektim o zaman. 
Paniklediğimi seziyorsunuz belki, ama panikten çok, durmaktı sorun. Uykuyla uyanıklık, ölümle hayat arasında sıkışıp kalmaktı bu. Şimdi yazmak istiyorum durmadan, hatta düşünmeden. Sonra anlamak, şansım yaver giderse, belki...hiç.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder