"Bahara beş kala" yazmayı düşünüyordum, ama beş kala unuttum. Üç kala, bir kala derken bahar geldi yetişti. Biz de kalktık Ankara`ya gittik. Bürokrasiyle son bir hesaplaşmamız vardı, malum. Her şehrin ruhu vardır ya, hani rengi, musikisi.. yok.. Ankara`nın öyle şeylerle uğraşacak vakti yok. Mesaisini öyle şeylere harcayanları da pek hazetmediği belli. "Bizim büyük çaresizliğimiz" diye bir filmden bilirdim Ankara`yı, ki yönetmeni takdir ederim her gittiğimde. Gel git derken, hesabımızı kapattık.. şükürler, şükranlar içinde bir de kutladık. Asıl anlatmak istediğim zaten kutlama kısmı, yoksa benim ne işim olur koskoca "hükümet-i aliyenin şehr-i alasıyla"yla. Ne haddime düşer, ne kalemime sığar.. aklım da almaz ya, o da başka hikaye.. ama bu hikayemizin ismi "Lezzet-i Tarih".

"Ankara'nın Ankara'da olduğunuzu hissettirmeyen nadir yerlerinden bir tanesi" Hamamönü mahallesidir. Restore edildikden sonra da, eski mahalle havasını korumuş, daracık sokakları, konakları, ahşap pencereleri, kapılarıyla geçmişin ruhunu taşıyan bir mekandır. Trafiğe ve bürokrasiye kapatıldığı için rahat bir nefes alıp, Avrupa filmlerindeki gibi ağır adımlar, meraklı bakışlarla dolaşa bilirsiniz. Dolaşırken Mehmet Akif`in de bir süre ikamet ettiği Taceddin dergahını, dergahın tam önünde de "Lezzet-i Tarih"i göreceksinizdir. Güzel bir avluda ikikatlı eski bir konaktır kendisi. Eskiden kimler ikamet etmiş, ne hikayelere tanıklık etmiş bilinmez, ama günümüzde bir restoran olarak varlığını sürdürmekte. Osmanlı döneminden kalma tabak, çanaklar, ahşap masalar, sandalyeler.. duvarlarda gelmişgeçmişten fotoğraflar.. baktığınızda sizi her halinizle güzel gösteren eski aynalar...Efendime ne söyleyeyim daha.. nefis bir yer ki, söylenmez zaten, gidilir görülür.

Asıl anlatılmaz olansa, yemekleri. Efendim, "Lezzet-i tarih"de ben ömr-ü hayatımdaki en güzel yemekleri tattım desem, abarttığımı düşünmeyin sakın. Ustalar tarihin hakkını lezzetle vermiş. Her kaşıkta gözlerinizi kapatıp, meditasyon edesiniz gelebilir. Tabağınız boşalıp mideniz dolduğundaysa eski Romalıları bile anlayışla karşılarsınız. Bilenler bilir, Romada insanlar yemekten çok zevk alırdılar. Zamanla işi çığırından çıkardılar ve sırf zevk almak için yemeye başladılar. Onun için de "kusma odaları" diye bir kavram oluştu. Yemek yer, sonra yediklerini kusar ve tekrar yerdiler... yok ya, zevk de bir yere kadar.
Gelelim spesiyellere. "Lezzet-i Tarih"e uğrayıp ta "Lezzet-i Tarih Tavuk spesiyel"i, "Abagannuş kebabı", "Ankara pilavı" ve "Sebzeli erişte"yi tatmadan biryere gitmeyin.
Içeceklerden mekana özel Hindi şerbeti isteyin. Biz daha çözemedik, hangi Hindi`den geliyor bu isim, ama tadı öyle güzel ki, tarifini yamyamlar buldu deseler bile, fark etmez.
"Sizin aşçınız uzaylı mı?" sorduk çalışanlardan birine, şaşkınlıkla yanıtladı sorumuzu. Tabii, teşekkür bab-ında söylemiştik biz. Düşündük ki, iyi ki İstanbulda böyle bir yer yok. Hocam, ama her gün de böyle lezzetli yersek, lezzeti sıradanlaştırırız. O öylece, meşgul ve mesaili Ankara'nın bir yerlerinde dursun. Tarihi yok denilse de, ruhsuzluğuyla övünse de, biz artık biliyoruz...bir ruhu var...Ankara`nın bile.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder